🃏 Bir Ben Var Benden Içeri Mevlana

Ana dediğim en güzel servetim var. Sevgisi imanımdan,bir vatanım var Kanı şehidimden bir bayrağım var. Bayrak rüzgar bekler, okumak istiyorum. * Bir ben var bende,benden içeri. Gönüle şifa verir,gönülden içeri Gönlümün fermanı,dilimin kevseri. Kevser'den içip okumak istiyorum. * İnsanlık tükenmiş,insanlık ey can! Güven Adıgüzel: Bir film var, benden içeri: Mevlâna’nın beyaz perdedeki serüveni. Türk sinemasının Mevlâna imgesiyle ilişkisi “öğretilerini anlatmak” kapsamında onu bir hoşgörü peygamberi olarak anlamak üzerinedir. 2006 yılında Pana Film ofisinde rahmetli Ömer Lütfi Mete ile o dönem üzerinde çalıştığı SeverimBen Seni Candan İçeri (İlahi Sözleri) Yolum vardır bu erkandan içeri. Bir ben vardır bende, benden içeri. Seni kanda koyam benden içeri! Nişan olur mu nişandan içeri. Sûretim boş yürür dondan içeri. Kadem kim basa sultandan içeri. Kiminin maksudu bundan içeri. Onun şulesi var günden içeri. 'Bir ben var bende benden içeri '' diyen Yunus'un işaretindeki, içteki gerçek benliği ortaya çıkarmak için eğitim faaliyeti insanı etkiler ve ona şekil verir. Bu noktadan sonra devreye ilahi aşkı koyan Mevlânâ, insanı ilahi aşk okulunda pişirir, inceltir, kaba benliğinden geçirir, nazikleştirir ve yüceltir. Beni bende demen bende değilem, bir ben vardır bende benden içeri. Tehî görmen kimseyi hiç kimsene boş değil, eksiklik ile nazar erenlere hoş değil. Bir avuç toprak biraz da suyum ben. Neyimle övüneyim işte buyum ben. Elif okuduk ötürü, pazar eyledik götürü, Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü. Bu dünyaya Bu ne küfürdür imandan içeri. Geçer iken Yunus şeş oldu dosta Ki kaldi kapida andan içeri. Severim ben seni candan içeri Yolum vardir bu erkandan içeri. Beni bende deme bende degilim Bir ben vardir bende benden içeri. Mehmetçik Kûtulamâre 8.Şubat Söylenen ‘Severim ben seni candan içeri’ Şiiri Yunus Emre Birben var benden içeri, Beni aşıyor okyanuslar ötesine Bir damlayım, Bazen de bir çırpıntı leb-i derya üzeri Fırtınalar köpürse, Anaforlar çekse, Yine buluyorum seni kendimde. Çünkü sen bende, ben sende Bahadır Rıza Altunay Kayıt Tarihi : 27.2.2021 22:44:00 tdMabZD. Bir Ben Var Benden İçeri / Arif Gökhan RAKICI Ünlü Matrix serisinin ilk bölümünde kahinin Neo’ya mutfağının duvarında asılı olan “Nosce te ipsum kendini tanı” yazısını göstererek anlatmaya çalıştığı şey neydi acaba? Neden en güçlü insan kendini en iyi tanıyan insandır? Atatürk neden, “Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur” demiş. Ya da ne güzel söylemiş Mevlana “Canında bir can var o canı ara…ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara” Eğitim ve danışmanlık hizmetlerimiz sırasında, özellikle iş hayatlarının başındaki katılımcılarımızın kariyer gelişimleriyle ve planlamalarıyla ilgili bizlere sorular sorup tecrübelerimizden yararlanmak istemeleri sıklıkla karşılaştığımız bir durum. Ancak, aslına ve idealine bakacak olursak bizler kariyer planlaması yapmaya başladığımız anda birçok şey için de artık biraz geç kalınmış oluyor bir bakıma. Bu açmazı bir kenara bırakacak olursak, başarılı bir kariyer gelişiminde her şey öncelikle kişinin kendini tanımasından geçiyor. Kişinin yeteneklerini bilmesi, neyi yapabileceğinin ve neyi yapamayacağının farkında olması, ne yapmaktan hoşlanacağına ve neyi yapmaktan hoşlanmayacağına tamamen hakim olması ya da hayattan ne istediğine dair kafasında net bir cevaba sahip olması sanıldığının aksine çok da kolay bir şey değil kanımca. Kahinin Neo’ya, Atatürk’ün bizlere ve Mevlana’nın da herkese anlatmaya çalıştığı da buydu sanırım Kendini bilebilmek. İş dünyasına dönecek olursak, hiç şüphe yok ki kişinin kendi karakteri ve yapısı için doğru yani uygun olan bir bölümden mezun olması çözüm için önemli bir anahtar. Okumak istediği bölümün “popülerliğinin” ya da en azından imajının büyüsüne kapılıp beceremeyeceği ya da sevmeyeceği bölümlere doluşup sonra da mutsuz bir şekil de mezun olan çok insan var iş dünyamızda. Çünkü öğrenciler daha lise yıllarındayken becerebilecekleri değil o günün şartlarına göre revaçta olan bölümlerde okumayı tercih ediyorlar, sonuç da hüsran oluyor tabi. Üniversiteler her yıl yığınla mutsuz mezun veriyor, bu da doğal olarak çok ciddi bir iş gücü ve sermaye kaybına neden oluyor. Binlerce insan istemedikleri meslek kollarında çalışmak durumunda kaldığından iş yerindeki performanslar vasat olmaktan öteye gidemiyor. Bunun önüne geçmenin yollarından biri de Sabancı Üniversitesi’nin uyguladığı öğretim modeli. Öğrencilerin üniversitedeki ilk iki yıllarında mesleki ayrımı yapılmıyor, sadece sayısal ve sözel olmak üzere iki anadal mevcut Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi ile Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi, daha sonrasında ise öğrenciler istedikleri mesleği seçip mezun oluyorlar, böylece de hem sevdikleri hem de daha önemlisi becerebildikleri bir mesleğe sahip oluyorlar. Mutlu ya da mutsuz, üniversiteden mezun olduktan sonra ise “doğru işe doğru insan” ilkesi devreye giriyor. Bu noktada işe alım yapan insan kaynakları yetkilisinin becerisi çok hayati bir öneme sahip şüphesiz. Balık baştan kokar misali bu iki temel köşe taşı eğer yerinde değilse bundan sonraki süreç oldukça sancılı geçebiliyor. Şayet biraz azimliyseniz er veya geç olmanız gereken yeri buluyorsunuz fakat bu bazı durumlarda oldukça yıpratıcı olabiliyor. Eğitim ve danışmanlık faaliyetlerimiz boyunca gerek maddi açıdan gerekse kariyer açısından zirvede olduğu halde mutlu olmayan birçok insanla karşılaşıyoruz. Ne yazık ki, istediğimizi sandığımız şeyin aslında o olmadığını o şeye sahip olduğumuzda anlıyoruz bazen. Bu anda da artık çok geç kalınmış oluyor ve devreye hemen emeklilik hayalleri ve yapılacaklar listesi giriveriyor. Her şeyi ertelediğimiz gibi bunu da erteliyoruz. İş hayatındaki birçok kişinin diline pelesenk olan, “Emekli olunca bir kafe açacağım kendime” sözü aslında bu psikozun klasikleşmiş bir yansıması değil mi? Sorularla başladık sorularla devam edelim, kariyer hedeflerimizi nasıl belirlemeliyiz? Bu biraz hayatta neler yapmak istediğiniz ve nelere ulaşmak istediğiniz ile ilgili bir soru. “Hayattan istediğiniz üç şey” sorusu sorulduğunda herkesin verdiği cevap “Önce sağlıktır, daha sonra da iyi bir iş ve iyi bir eş”. Verilen cevaptaki ikinci kısım bir açıdan bizim için belirleyici, yani biz ikinci sıraya iyi bir işi mi yoksa iyi bir eşi mi koyuyoruz. Bu değişken bir tercih olabiliyor, hem kişiler arasında hem de kişinin kendinde zaman içerisinde. Kariyer hayatının başında olan biri için iyi bir iş daha önemli olabilirken ilerleyen yıllarla birlikte kimi zaman iyi bir eş daha ön plana çıkabiliyor. Kariyer hedefimizi belirlerken büyük resim anlamında çok zor da olsa bu soruya biraz olsun cevap verebilmiş olmamız gerekir, daha sonra keşke dememek için en azından. Merdivenin en üst basamağına geldiğimizde merdiveni aslında yanlış duvara dayadığımızı fark edersek yapacak pek de bir şey kalmamış olabilir, unutmamak gerekir. Özele ve detaya inecek olursak işe önce kendimize 20 yıl sonra nasıl bir yerde olmak istediğimizi sorarak başlayabiliriz, kendimizi bir CEO olarak mı hayal ediyoruz yoksa kendi küçük işinin patronu olmuş bir girişimci mi, yoksa hayır işlerine kendini adamış vergi rekortmeni bir sanayici mi? Bu konuda bir cevaba ulaşabilmişsek artık bir planlama yapmanın vakti gelmiş demektir. Bizi bu hedefimiz doğrultusunda yükseltebilecek sektör ve şirketler hangileri? Bu konuda biraz araştırma yapmak gerekecek. Örneğin, akrabalık ilişkilerinin kuvvetli ve belirleyici olduğu bir patron şirketinde yükselmek kişisel ilişki kurabilme beceriniz zayıf olduğunda biraz daha zor olabiliyor, kurumsal şirketlerin ise başka dezavantajları var şüphesiz. Bu noktada detaylı bir analiz yapmak neyi becerebileceğimizi ve istediğimizi iyi tespit etmemiz gerekir. Sektör ve firma belirlendikten sonra hangi pozisyonu seçeceğimize sıra geliyor. Kendimizi tanıdığımızı varsayarsak, diğer birçok şeyi göz ardı ederek ör maaş avantajı başarılı olabileceğimiz bir departmandan şirkete girmemiz faydalı olacaktır. Eğer bu saydıklarımı biraz olsun uygulamaya koyabilirsek şunu göreceğiz ki ilerleyen zamanla birlikte, kariyer gelişimimiz istediğimiz yönde ve şekilde olacaktır. Bir diğer konu da fırsatları doğru değerlendirmek. Kariyer planlamamız için karşımıza çıkan fırsatları çok iyi değerlendirmek gerektiği şüphesiz ancak sadece pozisyon avantajı getirdiği için de çok sık iş değiştirmek pek verimli olmayabiliyor. Ayrıca bu durum çok sık oluyorsa o zaman bir yerlerde sorun var demektir, bu yeni bir iş başvurusu yaptığınız zamanda da bir sorun teşkil edebilir sizin için, çünkü karşınızdaki “işe alımcı” acaba çok uyumsuz biri mi de böyle sık sık şirket değiştirmiş diye düşünebilir ister istemez. Vurgulamak istediğim, derinlemesine bir kariyer gelişimi için sık yapılacak şirket veya sektör değişikliği bir dezavantaj olarak da karşımıza çıkabilir, dikkatli davranmak gerekir. Öte yandan, şöyle de bir gerçek var ki, Yeni eğilimlere trendlere paralel olarak, çok yönlü ve yenilikçi kişiler iş dünyasında artık daha önce hiç olmadığı kadar rakiplerinden önde. Sektörler arasındaki eski kalın ayrım çizgileri artık iyice ortadan kalktığı için farklı sektör ve şirket deneyimi olan disiplinler arası çalışanlar öne çıkıyor artık. Bir başka deyişle çok yönlülük ve kendini sürekli ve hızlı geliştirebilme günümüzde bir hayli önemli hale geldi. Departmanlar arasında geçiş yapabilen çok yönü bir yedek oyuncu gibi farklı görev ve pozisyonlara süratli şekilde adapte olabilen deyim yerindeyse ”İsviçre çakısı” modeli çalışanlar iş dünyasının aranan insanları oldu, çünkü günümüz iş koşulları bunu gerektiriyor artık. Bu noktada da sürekli öğrenme yaklaşımı karşımıza çıkıyor. Her insan artık öğrenmek için kendini bir zaman ve yer kısıtlamasından kurtarmak zorunda. Çalışan herkes her fırsatta ve her yerde kendini geliştirmeyi düşünmeli, bunu kendine bir düstur edinmeli diye düşünüyorum. Kişi “ben bu bilgiyi ya da bu yetiyi nerede kullanacağım 3 ki?” sorusunu kendine hiç sormadan öğrenmeye meraklı olmalı, bilgi birikimine sürekli bir şeyler katıyor olmalıdır, kendi çalıştığı sektör dışındaki sektörlere de ilgi duymalı oradaki gelişmeleri de yakından takip etmek için en azından gayret sarf etmelidir. Her ne kadar günlük iş rutinleri içerisinde sıkıştığımızı ve zamanımızın olmadığını düşünsek de aslında fırsatlar sürekli karşımıza çıkmakta, tek sorun bizim bunları birer fırsat olarak algılayamıyor olmamız. Unutmamak gerekir ki, bugün artık bilgiye ulaşmanın maliyeti neredeyse “0”. Bu nedenle artık bu bilgiyi doğru yada işe yarar bir şekilde yorumlayabilmek önemli hale geliyor. Bunun olabilmesi için de kişinin çok yönlü olması bir lüks değil zaruret. Ülke olarak deyim yerindeyse köşeye sıkıştığımız şu günlerde İnovasyonun Yenilikçiliğin önemi her geçen gün daha çok anlar ve hisseder olduk çünkü artık her ürün ve hizmet birbirine benzemeye başladı, hemen her şey artık üç aşağı beş yukarı aynı. Artık farklı bakış ve tasarım yeni bir trend oldu. Bir şekilde farklılaşmayı yakalamak iş dünyası için artık çok ama çok daha önemli. Tüm sektörlerdeki üst düzey yöneticiler yenilikçiliğin önemini vurguluyor ve her fırsatta dile getiriyor olsa da iş icraata gelince performans ister istemez biraz düşüyor, deyim yerindeyse mikrofon karşısında mangalda kül bırakmayan yöneticiler işin mutfağına girdiğinde yenilikçiliğin hiç de öyle kolay bir şey olmadığının farkına varıyor ve sessizce odalarına geri dönüyor. Sonuç olarak da ülkemizin ithalat ve ihracatı arasındaki ithalat lehine olan uçurum ise olduğu gibi duruyor ne yazık ki. Soruyla başladık soruyla da bitirelim İş dünyasında ne gibi fırsatlar mevcut şu günlerde?. Alın size bir fırsat, kariyer planlamanızda yenilikçiliği göz önünde bulundurun ve yenilikçilik üzerine kendinizi geliştirin, inanın pişman olmazsınız. RAKICI Kasım 2008 Makaleyi indir "Bir ben vardır bende,benden içeri.." "Beni bende demen,bende değilim. Bir ben vardır bende,benden içeri." Yunus Emre Bir ben varmış benden içeride de haberim yokmuş. Bugünlerde bir yorgun,bir bezginlik,bir üzgün,bir kırgınlık,bir çılgın,bir sevinçlik... En nesnel ve kendimle konuşan en önemlisi de yalnız kalma isteği... Delirmedim çok şükür bunun farkındayım hatta, bu yaşımın en üst mertebesinde ki farkındalığımı yaşıyorum...Sanırım. Kendimi beğenmişlik değil inanın bunun da farkındayım.. En çok da kendimle çoğu zaman dalga geçmekteyim. Bilenler bilir benim ağaçlarımı her gün yürüyüş yaptığım parkta beni her zaman bekliyorlar biliyorum. Biri annem-biri babam karşılıklı atışıp dururken aralarından ben geçer-gider onları dinlerim-dinlenirim. Annemin maşallahı var sonbahara rağmen direnirken,karşısında duran rahmetli babama söylenir durur. Ne vardı erkenden hastalandın da beni buralarda yalnız bırakıp gittin. Kaç kere dedim sana içki-sigara içme bu kadar bak hala sallanıp duruyorsun,yamulup- yumulmuş karşı tarafa geçmiş bana kaş-göz ediyorsun. Babam da anneme söylenir bana söyleyene bak sanki sen çok iyi duruyorsun ? Sen sallanmıyorsun da ne olmuş yamulup-yumulmuşsun,geçsene bu tarafa haline bakmıyorsun. Annem der, çocuklar bana çok iyi bakıyor aynen benim sana baktığım gibi, şimdi onları üzmenin ne alemi var. Çok söylenme beni de çağırıp durma,bana doğruyu söyle sahi ,,, Sen, Adil bey orada mutlu musun...? Eveeeeet.... Hem de çok bak yaprak döktüm, dinlenmeğe aldım kendimi,baharda yine çiçek açıp kafayı çekeğim ve gelip karşına geçip seni bekleyeceğim. Annem de ona iyi ya al süpürgeyi o zaman temizle etrafını da bahara hazırlan. Ben daha "çooook " kışlara hazırlanıp baharlarda senin karşına geçip süslenip-püsleneceğim. Buralardan sesleneceğim...! Dikkatle bakarsanız babamın üzerine süpürgeyi nasılda,sokuşturu vermiş benim annem. Ah be annem bu gücüne-aklına-enerjine hayranım...! Ahhh... be babam süpürge sana hiç yakışmazdı ki,yeni huylar mı edindin sen gidince, buralardan... Sessiz bir AĞAÇ , arkadaşım da var bilirsiniz. Adı sessiz ; Kolu-budu dolu, dolu yüreği dost,dost ne zaman varsam yanına el atıp omuzuma destek olur yarama... Onun da tek kıskancı var bizim oğlan Toprak köpiş,utanmasa benden dost ağacımdan çiş yapacak az kaldı dibine yoksa... Neyse ki başka tanımadık dost ağaçlar varda idare ederler topişi çiş de yapsa,toplar annesi Merih nasılsa. Öyle Sonbahar bitiyormuş falan-filan üzülmez,boş banklara bakarken annesi Merih ile birlikte kışa hazırlanırlar en güzelinden. Annesi Merih' de az kıskanç değil yaptığı çantalardan kıskanıp çaldığı boncukları taç yapıp süslenmektedir bu aralar, kışa hazırlanırken... Herkesin kendisi için yazdığı "Mavi boncuklu bir cümlesi olsun isterim" Şair "Şükrü ERBAŞ" Çok hoşuma gitmişti.... Bugüne kısmetmiş şimdi hatırladım... Mavi Boncuklu cümlelerinizi yazın sizin de içiniz ferahlasın... S E V G İ L E R İ M L E.... 30 Mayıs 2011 0135 !işte öyle bir şey! Yasaklı hepinize hayırlı sabahlar ,aydınlıklar... 30 Mayıs 2011 0136 06ikiz Şube Müdürü anladımki hiç kimsehiçkimse ben değil...hiç kimse benim gibi,canım kadar canımdan öte can değil.....biraz egoistce ama bazen öyle işte...her kese iyi geceler, en çokta bana- 30 Mayıs 2011 0140 !işte öyle bir şey! Yasaklı ben derken ,beni kaybettim sen de,sen ile,sen yokken,sensizlikle.. 30 Mayıs 2011 0830 *umarsız+25* Yasaklı abowww 30 Mayıs 2011 1250 laf olsun diye Yasaklı dark 30 Mayıs 2011 1253 laf olsun diye Yasaklı dark burdamısın 31 Mayıs 2011 1004 "Darkqueen" Kapalı __Maviş Gün/AYDIN... 31 Mayıs 2011 1047 kudretsolmaz Başbakan Müsteşarı an gelir ki; suret sirete şahit olur."Bir ben var benden içeri" sözü bu durumu işaret ediyor olabir mi. 31 Mayıs 2011 2201 "Darkqueen" Kapalı Bir ben var benden içeriBir şarkı var beni benden aLanBuyuraLım madem öyLeGözLerimi kapayayımDerdimi unutayımSaLLasana uçayımGönüL saLıncağında... 31 Mayıs 2011 2210 "Darkqueen" Kapalı Ruhum çekiyor dibeYok gitmiycemArada derede böyLe iyi.. 31 Mayıs 2011 2212 "Darkqueen" Kapalı TekiLayı limonsuz içmek gibiBu tamamLanmışLıkta birşeyLer eksik.. 31 Mayıs 2011 2221 "Darkqueen" Kapalı Bir derdim var dinLeyinEyy gökte ki yıLdızLarBeni benden çaLarakKayboLup gitti yıLLarArapsaçına döndüÇöz beni arapsaçı.. 31 Mayıs 2011 2227 "Darkqueen" Kapalı Bir sevgiLim vardı çekti gittiBizde şans ne gezer..Ah bu şarkıLarda oLmasaYokLukta yokLuğaVarLıkta varLığa götürüyGidersen...gideLimBir cümLenin içine düşmek istiyorumMeşki pas geçtimDirekten dönmek şanstırÇarpıp mı çarpmadan mıBen hassas kadınım işteİçime dert oLur gidenŞarkıya geçeLim 31 Mayıs 2011 2231 "Darkqueen" Kapalı ParçaLı buLutLuyumUmutLanıcak birşey yokYokta yokDünya gözümden düştüAsLında dünya dönüyorİçinde dönenLer birer birer düşüyor... 31 Mayıs 2011 2238 "Darkqueen" Kapalı Uzun ince bir yoLdayımBiLmiyorum ne haLdeyimGidiyorum gündüz geceGündüz gece...Upuzun bir yoLdaDere tepe düz gitmişimAyağım taşa takıLmışÇokmu yok yook değiL... 31 Mayıs 2011 2248 "Darkqueen" Kapalı Ruhun huzursuzLuğun da İlhan İrem iyi geLiyormuşŞartLadım şimdi kendimiDinLiyorum ruhum iyLeşir birazdan........ 31 Mayıs 2011 2251 "Darkqueen" Kapalı BöyLesine doLuyken gözLerimNasıL da güLmüşüm resimLerde... 31 Mayıs 2011 2254 "Darkqueen" Kapalı Vardır eLbet bi biLdikLeri amaBende ki ben derine gidiyorTarkan daha iyi geLdi ruhuma sankiHiç değiLse ritime çözüLüyorum... 31 Mayıs 2011 2322 !işte öyle bir şey! Yasaklı uzun bır türkü tutturmuşum,bir yanı yokluk,öteki sensizlik,ve öylesine bir türkükü bu,yokluğuna adanmış,teli sensiz...umut tutturmusum dilimde gidiyorum..sessiz ve sensiz... 31 Mayıs 2011 2322 hüzün gecesi Müsteşar bende bende yokum artık Toplam 476 mesaj severim ben seni candan içeriyolum vardır bu erkandan içeribeni bende deme bende değilimbir ben vardır bende benden içeri*nereye bakar isem dopdolusunseni nere koyam benden içerio bir dilberdürür yoktur nişaninişan olur mu nişandan içeri nişan yoktur bi-nişandan içeribeni sorma bana bende değilimsuretim boş yürür dondan içeribeni benden alana ermez elimkadem kim basa sultandan içeritecelliden nasib erdi kiminekiminin maksûdu bundan içerikime didar gününden şu'le değse kime değdi ise ol dost nazarıonun şu'lesi var günden içerisenin aşkın beni benden alıptırne şirin dert bu dermandan içerişeriat, tarikat yoldur varanahakikat, marifet andan içerisüleyman kuş dilin bilir dedilersüleyman var süleyman'dan içeriunuttum din diyânet kaldı bendenbu ne mezhebdürür dinden içeri bu ne mezhep imiş dinden içeridinin terkedenin küfürdür işibu ne küfürdür imandan içerigeçer iken yunus şeş oldu dostaki kaldı kapıda andan içeriveyayunus'un sözleri hundur ateştirkapında kul var sultandan içeriveyamiskin yunus gözü duş oldu sanakapında kuldur sultandan içeriyunus emrebunun hem günümüz türkçesi hem eski zaman türkçesi çeşitli söyleniş-yazılışlarına denk geldim. hiçbiri aradan sıyrılıp en güveniliri budur hissi vermedi. ayrıca notaları ve ilahi tarzında yorumlanışı içinden/ötesinden söyleştiği yunus emre'nin bu şiirine mevlana bir rubai/dörtlük ile güzelleme yapmış"bir can var canında o canı ara!beden dağındaki gizli mücevheri ara!ey yürüyüp giden dost bütün gücünle ara!ama dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara." Bir Ben Var Benden İçeriGördüğüm en büyük hezimet kişinin kendini kendinden uzaklaştırmasıdır. Sizler bunu iş, aile, eğitim hayatı ile bağdaştıracak ve seçimlerinizin sizi mutlu etmemesini bunlara yoracaksınız. Oysa ki hayatın yaşanılacak kadar güzel olmadığını iddia edip yaşamak zorunda kaldığımızın gerçekliğini hissederken bu gerçeklerle de o hayata ayak uydurmak zorundayız. Bu bir emir cümlesi gibi geldi kulağınıza biliyorum. Öyle değil ama … Zorunda olduğun şeylerin üzerine gidip onları kolaylaştırabilirsin. Motamot hayata ayak uydurmak zorunda değilsin. Hocanın eşeğe ters bindiği kadar var. Bir düşünün her şekilde o yol gidilebilir ve sen bunu kendi istediğin şekle çevirerek ve eğlenerek yapmaya bak. İstersen tek bir bedende farklı insanlar tezahür ederek, istersen o beden de tek insanlar beni tek bir kişilik olarak değerlendirebilirken aslında ben, bir ben içinde kalamayıp ikiye bölündüğümü biliyorum. Bir taraftan anlam arayışı içinde olurken bir taraftan da beni anlamlandıran nesnelere yöneliyorum ve bu şekilde hayatım bir angaje içerisinde devam bir şeyler yazmak için kalktığımda kâinatı çizmekten ve şiir mırıldanmaktan korkuyorum. İşte burada çakışıyor iki hayatım, o ciddiyet âbidesi, sorumluluk hâli üzerimden kaybolup kırlarda arayış içinde geziniyorum. Bir küheylan ın sağ bacağı altında soluklanırken birden kendimi olmam gereken yerde buluyorum. Netameli durumlar tam da böyle gerçekleşiyor. Oysaki benden içeri bir ben’e hükmediyorum. Herkesin günün yorgunluğu diye adlandırdığı bu zaman bende yeni başlangıç oluyor. Çünkü hiç şaşırmayın ki birazdan bir at çiftliği yada bir festival de bulabilirsiniz beni. Genelde buralarda davetsiz ve yabancı olurum. Plansız yaparım bu eğlenceleri. Yoksa bir huzurevi ziyareti için kaç tane resmi kurumdan kağıt imzalamam gerek ki buda çok fazla vakit kaybı benim için ve hiç zamanımız yok unutmayın. Daha uğramamız gereken duraklar ve dokunulması gereken hayatlar var. Şunu bilmenizi çok istiyorum içinizdeki samimi niyet size her kapıyı açtıracağından emin olabilirsiniz. Bana sorarsanız seni hangi hayatın daha çok mutlu ediyor diye? Bunu uzunca telaffuz etmeden ilk bahsettiğim gerçekçi yaşamım derim. Peki neden diye sorarsanız? O hayatım olmasa asla ikinci ben olamam. Cesaretsiz, güçsüz ve mutsuz birisi olurum. Aslında bana hayatı yaşamayı güzel hale getiren işim ve orada bana destek olan sevdiğim insanlar öğrencilerim, ailem ve çevremdeki dostlarım onların verdiği enerji ile ikinci hayatıma geçebiliyorum. Brown ” başarı istediğini elde etmek, mutluluk ise elde ettiğini sevmektir ” diyor. Önce arazlara ulaşıp o şeyi belirlemek ve sonrasında onunla mutlu olmayı kendine kabul ettirmek gerekiyor. İnanın o zaman günün hiç bitmemesini isteyeceksiniz. Bazı bitkilerin tadını keşfetmekle yetinmeyip , karınca yuvalarında yolculuk yaptığınızı göreceksiniz. İşte o zaman da kâinatı anlamlandırmış olabileceğimiz kanaatindeyim. En başa dönersek bu anlam arayışı hiç bitmeyen sonsuz bir döngü gibi görünse de yaşadıklarınızın hayatın bir tasviyesi olduğunu görecek ve çıkarmanız gereken hantal cümleleri birer birer ayıklamayı Beğendiniz mi? Next post

bir ben var benden içeri mevlana