🌬️ Mimoza Çiçeği Şiir Nazım Hikmet
NAZIM HIKMET'LE 3,5 YIL Orhan Kemal. ยง. Yayın No 493 Anı 28. Nazını Hikmet'le 3,5 Yıl Orhan Kemal Yayına hazırlayan: Çiğdem Su Kapak tasarım: Utku Lomlu Arka kapak fotoğrafı: Ara
Bu kadınlar yeniden inşa edilecek bir dünyanın ancak “Kadın Dayanışması”ile mümkün olabileceğini düşünür ve savunurlar. Bu nedenle de ABD Newyork'ta başlatılan grevde çıkan yangında ölen 129 Kadın anısına ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün sembolünün “Mimoza Çiçeği “olmasına katkı sağlarlar. Mimoza
Gelin Nazım Hikmet şiirlerinden bestelenen kimi müziklere yakından bakalım ve bir sefer daha bu türlü bir insan öz lisanımızda şiir yazdığı için ne kadar şanslı olduğumuzu hatırlayalım. Birtakım şiirler besteye uygun olarak düzenlendiği için müzik ile farklılık gösterebilir.
Şiir | Nâzım Hikmet - Yaşamaya Dair (I-II-III) Nâzım Hikmet - Yaşamaya Dair Seslendiren: Yusuf Can Gökkaya Müzik: Fatih Çinioğlu - Hicaz Ud Taksimi I Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün
Vebir şiirini şöyle zarif akıtır dizelerine: “hayat denilen bu varyetenin, son sahnesini son repliği: sonsuz bir Beckett sessizliği” demesi bir mimoza çiçeği değil de nedir? İyi bir şairin suç ortağı sokaklardır çünkü! Bu şiir kardeşim, şairim Volkan Hacıoğlu Türk şiirinin raf ömrünü uzatanlardandır.
Zaman geçer Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlanacaktır Olayı genç Nazım Hikmet de fark etmiştir. Bunun üzerine Yahya Kemal’in siyah pardösösünün cebine bir not bırakır
CevapNo. 2 / Nazım Hikmet Ahmet Haşim Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile Nazım Hikmet’in dedikodusunu yapar Gelin bu dedikoduya kulak kabartalım: ("Üç Büyük Üstadla Mülâkat", Kâzım Sevinç, Garba Doğru, 1 Ağustos 1930)
svzL. Türk Edebiyatı’na damga vurmuş yazarlar, şairler ve şiirleri vardır. İşte onlardan bir tanesi de Nazım Hikmet şiirleri ve Nazım Hikmet Ran ismidir. Nazım Hikmet Ran hayatıyla, tarzıyla, siyasi görüşü ile sanat tarihimize adını altın harfler ile yazdırmıştır bir şairimizdir. Gençlik yılları sanatla iç içe geçen Nazım siyasetle de alakalı olduğu için bir dönem Bursa Cezaevi’ne dahi yolu düşmüştür. Nazım Hikmet şiir kitapları ve eserlerinin bir düşünce analizi yapmıştır mahpusluk günlerinde. Hayatta yaşadığı her şey gibi o dört duvarlı hapishane hücresi de şiirlerine konu olmuş Nazım Hikmet şiirlerinin efsane olmasını sağlamıştır. Bu yazımızda bizde sizler için Türk Edebiyatı’nın unutulmaz şair ve yazarlarından bir tanesi olan Nazım Hikmet’in şiirlerini kısa ve uzun olarak ayırt etmeksizin derlemeye çalıştık. İşte büyük ustanın en güzel Tablosu1 Nazım Hikmet Şaşıp Ölüme Yürümek… Yumdum İki Yine Sana Yine Memleketimin Üstüne Vera Vera Kızıl Kız Kosmosun Kardeşliği Kocalmaya Karıma Karlı Yayın Kar Hoş Vatan Son Seviyorum Aşk Belki Ben Sen Ben Senden Önce Ölmek İsterimŞaşıp KalmakSevebilirim, hem de nasıl, dile benden ne dilersen, canımı, gözlerimiKızabilirim, ağzım köpürmez, ama devenin öfkesi haltetmiş benimkinin yanında, devenin öfkesi, kinciliği çoğu kere burnumla, yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak ve döğüşebilirim, doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum herşey için, herkes için, yaşım başım buna engel değil, ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı. Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni. DairBuyrun, oturun dostlar, hoş gelip sefalar getirdiniz. Biliyorum, ben uyurken hücreme pencereden girdiniz. Ne ince boyunlu ilâç şişesini ne kırmızı kutuyu devirdiniz. Yüzünüzde yıldızların aydınlığı başucumda durup el ele verdiniz. Buyrun, oturun dostlar hoş gelip sefalar öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor? Osman oğlu Hâşim. Ne tuhaf şey, hani siz ölmüştünüz kardeşim. İstanbul limanında kömür yüklerken bir İngiliz şilebine, kömür küfesiyle beraber ambarın dibine…Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız simsiyah başınızı. Kim bilir nasıl yanmıştır canınız… Ayakta durmayın, oturun, ben sizi ölmüş zannediyordum, hücreme pencereden girdiniz. Yüzünüzde yıldızların aydınlığı hoş gelip sefalar getirdiniz…Yayalar-köylü Yakup, iki gözüm, de ölmediniz miydi? Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp çok sıcak bir yaz günü yapraksız kabristana gömülmediniz miydi? Demek ölmemişsiniz?Ya siz? Muharrir Ahmet Cemil? Gözümle gördüm tabutunuzun toprağa galiba tabut biraz kısaydı boyunuzdan. Onu bırakın Ahmet Cemil, vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan, o ilâç şişesidir rakı şişesi değil. Günde elli kuruşu tutabilmek için, yapyalnız dünyayı unutabilmek için ne kadar çok içerdiniz… Ben sizi ölmüş zannediyordum. Başucumda durup el ele verdiniz, buyrun, oturun dostlar, hoş gelip sefalar getirdiniz…Bir eski Acem şairi Ölüm âdildir» — diyor, — aynı haşmetle vurur şahı fakiri.»Hâşim, neden şaşıyorsunuz? Hiç duymadınız mıydı kardeşim, herhangi bir şahın bir gemi ambarında bir kömür küfesiyle öldüğünü? …Bir eski Acem şairi Ölüm âdildir» — diyor. Yakup, ne güzel güldünüz, iki gözüm. Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir… Fakat bekleyin, bitsin sözüm. Bir eski Acem şairi Ölüm âdil…» Şişeyi bırakın Ahmet Cemil. Boşuna hiddet ediyorsunuz. Biliyorum, ölümün âdil olması için hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz…Bir eski Acem şairi… Dostlar beni bırakıp, dostlar, böyle hışımla nereye gidiyorsunuz?Yürümek…yürümek; yürümeyenleri arkasında boş sokaklar gibi bırakarak, havaları boydan boya yarıp ikiye karanlığın gözüne bakarak yürümek.. yürümek; dost omuz başlarını omuzlarının yanında duyup, kelleni orta yere yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek .. yürümek;yolunda pusuya yattıklarını, arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek .. yürümek; yürekten gülerekten yürümek …Yumdum GözlerimiYumdum gözlerimi Karanlıkta sen varsın Karanlıkta sırtüstü yatıyorsun Karanlıkta bir altın üçgendir alnın ve bileklerinYumulu göz kapaklarımın içindesin sevdiceğim Yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar Şimdi orda her şey seninle başlıyor Şimdi orda hiçbir şey yok senden önceme ait Ve sana ait olmayanİki SevdaBir gönülde iki sevda olamaz yalan olabilir. Şehrinde soğuk yağmurların gece otel odasında sırtüstü yatıyorum gözlerim tavana dikili bulutlar geçiyor tavandan ıslak asfaltı geçen kamyonlar gibi ağır ve sağda uzakta ak bir yapı yüz katlı belki tepesinde altın iğne parlıyor. Bulutlar geçiyor tavandan karpuz kayıkları gibi güneş yüklü bulutlar Oturmuşum cumbaya yüzüme suların ışığı düşüyor bir ırmak kıyısında mıyım bir deniz kıyısında mı? O tepsideki ne o güllü tepsideki yer çileği mi kara dut mu? Fulya tarlasında mıyım karlı kayın ormanın da mı? Gülüp ağlıyor sevdiğim kadınlar Dostlar nasıl bir araya geldiniz? Birbirinizi tanımazsınız. nerde bekliyorsunuz beni? Beyazıt’ ta Çınarlı Kahve’ de mi Gorki parkında mı? Şehrinde soğuk yağmurların gece otel odasında sırtüstü yatıyorum gözlerim yanıyor gözlerim alabildiğine açık bir hava çalındı armonikle başladı utla bitti. İçimde sarmaş dolaş karmakarışıktı büyük uzak iki şehrin yataktan koşmak altında yağmurun istasyona koşmak —- Sür kardeşim Makinist götür beni oraya. — Nereye?Yine Sana DairSende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini, Sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin, Sende uzaklığı, Sende; ben, imkansızlığı bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine Ve kan ter içinde, aç ve öfkeli, Ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek ben, imkansızlığı seviyorum, Fakat asla ümitsizliği değil…Yine Memleketimin Üstüne SöylenmiştirMemleketim, memleketim, memleketim, ne kasketim kaldı senin ora işi ne yollarını taşımış ayakkabım, son mintanım da sırtımda paralandı çoktan, şile bezindendi. Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktinda yüreğimin, alnımın çizgilerindesin memleketim, memleketim, memleketim…Vera İçinBir ağaç var içimde fidesini getirmişim güneşten. Salınır yaprakları ateş balıkları gibi yemişleri kuşlar gibi füzelerden çoktan indi içimdeki yıldıza. Düşümde işittiğim dille konuşuyorlar, komuta, böbürlenme, yalvarıp yakarma ak bir yol var. Karıncalar buğday taneleriyle bayram çığlıklarıyla kamyonlar gelir geçer ama yasak, geçemez cenaze arabasıİçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman. Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş, çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değilVera Uyandıİskemleler ayakta uyuyor masa da öyle serilmiş yatıyor sırtüstü kilim yummuş nakışlarını ayna uyuyor pencerelerin sımsıkı kapalı gözleri uyuyor sarkıtmış boşluğa bacaklarını balkon karşı damda bacalar uyuyor kaldırımda akasyalar da öyle bulut uyuyor göğsünde yıldızıyla evin içinde dışında uykuda aydınlık uyandın gülüm iskemleler uyandı köşeden köşeye koşuştular masa da öyle doğrulup oturdu kilim nakışları açıldı katmer katmer ayna seher vakti gölü gibi uyandı açtı kocaman mavi gözlerini pencereler uyandı balkon toparladı bacaklarını boşluktan tüttü karşı damda bacalar kaldırımlar akasyalar ötüştü bulut uyandı attı göğsündeki yıldızı odamıza evin içinde dışında uyandı aydınlık doldu saçlarına senin dolandı çıplak beline ak ayaklarına seninKızıl SaçlısınaPembe yanaklı al dudaklı bir karım olursa eğer.. Olursa 24 ayar ahlaklı.. Anama bakar gibi bakar.. İlaha tapar gibi taparım..!Ama…! Kalleş çıkarsa karım.. Anam avradım olsun bir teneke benzin döker yakarım…!Kimine göre kadın..! Soğuk kış gecelerinde sarılıp yatmak içindir..Kimine göre kadın..! Sıcak harman gecelerinde zil takıp oynatmak içindir..Kimine göre kadın..! Ömür boyunca omuzumuzda taşıdığımız.. En büyük sevabımız ve en büyük vebalimizdir..Ama sen KADINIM..! Benim için sen.. Ne o.. Ne bu.. Şusun sen..! Benim can yoldaşım kavga arkadaşımsın…Kız ÇocuğuKapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünemem göze görünmez öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin, şeker de Kardeşliği AdınaKosmosda bizden başka düşünen var mı var bize benzer mi bilmiyorum belki bizden güzeldir bizona benzer mesela ama çayırdan nazik belki de akarsuyun şankına benzer belki çirkindir bizden karıncaya benzer mesala ama tıraktörden iri belki de kapı gıcırtısına benzer belki ne güzeldir bizden ne de çirkin belki tıpatıp bize benzer ve yıldızlardan birinde hangisinde bilmiyorum yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz hangi dilde bilmiyorum yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunla Tovariş diyecek söze bu sözle başlayacak biliyorum Tovariş diyecek ne üs kurmaya geldim yıldızına ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe Kola-kola satacak da değilim selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına, bedava ekmek ve bedava karanfil adına mutlu emeklerde mutlu dinlenmeler adına “Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber” diyebilmek adına evlerin yurtların dünyaların ve kosmosun kardeşliği adınaKocalmaya ÇalışıyorumKocalmaya alışıyorum dünyanın en zor zanaatına, kapıları çalmaya son kere, durup durmadan ayrılığa. Saatler, akarsınız, akarsınız, akarsınız… Anlamaya çalışıyorum inanmayı yitirmenin pahasına. Bir söz söyleyecektim sana söyleyemedim. Dünyamda sabahleyin aç karına içilen cıgaramın tadı. Ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı. Kıskanıyorum öylelerini kocaldıklarının farkında bile değiller, öylesine başlarından aşkın işleriKarıma Mektup11-11-1933 Bursa HapishanesiBir tanem! Son mektubunda Başım sızlıyor yüreğim sersem! diyorsun. Seni asarlarsa seni kaybedersem; diyorsun; yaşıyamam! Yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı. Ölüm bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki sevgilim; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazıma!Ben, alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim…Karım benim! İyi yürekli altın renkli, gözleri baldan tatlı arım benim ne diye yazdım sana istendiğini idamımın, daha dava ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini bunlara boş ver. Bunlar uzak bir ihtimal. Paran varsa eğer bana fanila bir don al, tuttu bacağımın siyatik ağrısı, Ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun Yayın OrmanındaKarlı kayın ormanında yürüyorum geceleyin. Efkârlıyım, efkârlıyım, elini ver, nerde elin?Ayışığı renginde kar, keçe çizmelerim ağır. İçimde çalınan ıslık beni nereye çağırır?Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak? Kayınların arasında bir pencere, sarı ordan geçerken biri Amca, dese, gir içeri.’ Girip yerden selâmlasam hane takvim hesabıyle bu sabah başadı bahar. Geri geldi Memed’ime yolladığım zembereği küskün duruyor kamyonet, yüzdüremedi leğende beyaz kotrasını tertemiz, kar kabarık, yürüyorum yumuşacık. Dün gece on bir buçukta ölmüş Berut, boz bir halısı var bir de kitabı, imzalı. Elden ele geçer kitap, daha yüz yıl yaşar tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü. Ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek acayip gücümüzdür, kahramanlıktır yaşamak Öleceğimizi bilip, öleceğimizi mi, daha uzak, gençliğim mi, yıldızlar mı? Bayramoğlu, Bayramoğlu, ölümden öte köy var mı?Geceleyin, karlı kayın ormanında yürüyorum. Karanlıkta etrafımı gündüz gibi şurdan saptım mıydı, şose, tirenyolu, ova. Yirmi beş kilometredenKar YağıyorLambayı yakma, bırak, sarı bir insan başı düşmesin pencereden kara. Kar yağıyor karanlıklara. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum. Kar… Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar… Ve şehir kör bir insan gibi kaldı altında yağan yakma, bırak! Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların dilsiz olduklarını anlıyorum. Kar yağıyor ve ben öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişemeyecekti. Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti. Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık kısacıktılar ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında ve ayakları altından akan toprak, toprak, ve topraktı. Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar bizim kadınlarımız korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve kara sabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a geldinHoş geldin! Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun… Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü. Özledik. Gözledik… Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta… Hoş geldin. Yerin hazır. Hoş geldin. Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun söze vaktimiz yok. YÜRÜYELİM…Vatan Haini“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.” Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. “Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor sıcaklarda seni düşünüyorum çıplaklığını boynunu bileklerini minderde ak bir kuş gibi yatan ayağını senin sıcaklarda seni düşünüyorum bilmiyorum aklımda en çok kalan ne gözümün önüne gelen boynun mu bileklerin mi çıplak ayağın mı bana benim olurken söylediklerin mi?Bu sarı sıcaklarda seni düşünüyorum bu sarı sıcaklarda bir otel odasında seni düşünüp yalnızlığımı soyunuyorum biraz da ölüme benzeyen OtobüsGece otobüs. Biletçi kesti bileti. beni ne bir kara haber bekliyor evde, ne rakı ziyafeti. Beni ayrılık bekliyor. Yürüyorum ayrılığa korkusuz ve yaklaştı bana büyük karanlık. Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği, elimi sıkarken sapladığı bıçak. Nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman. Geçtim putların ormanından baltalayarak nede kolay yıkılıyorlardı. Yeniden vurdum mihenge inandığım şeyleri, çoğu katkısız çıktı çok şükür. Ne böylesine pırıl pırıl olmuşluğum vardı, ne böylesine yaklaştı bana büyük karanlık. Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık. Bakınıyorum başımı kaldırıp işten, karşıma çıkıveriyor geçmişten bir söz bir konu bir el dostça koku güzel, el eden sevgilim. Kederlendirmiyor artık beni hatıraların daveti hatıralardan şikayetçi değilim. Hiçbir şeyden şikayetim yok zaten, yüreğimin durup dinlenmeden kocaman bir diş gibi ağrımasından yaklaştı bana büyük karanlık. Artık ne kibri nazırın, ne katibin şakşağı. Tas tas ışık döküyorum başımdan aşağı, güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan. Ve belki, ne yazık, hatta en güzel yalan beni kandıramıyor artık. Artık söz sarhoş edemiyor beni, ne başkasının ki, nede böyle gülüm, iyice yaklaştı bana ölüm. Dünya, her zamankinden güzel, dünya. Dünya, iç çamaşırlarım, elbisemdi, başladım soyunmağa. Bir tren penceresiydim, bir istasyonum şimdi. Evin içerisiydim, şimdi kapısıyım kilitsiz. Bir kat daha seviyorum konukları. Ve sıcak her zamankisinden sarı, kar her zamankinden Varna deli etti beni, divâne etti. Sofrada domates, yeşil biber, kalkan tavası, radyoda “Ha uşaklar!” Karadeniz havası, rakı kadehte aslan sütü, anason, uy anason kokusu! Ahbapça, kardeşçe konuşulan dilim… A be islâh be, islâh be hâlim… Şu Varna deli etti beni divâne etti…Seviyorum SeniSeviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi Geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi Ağır posta paketini neyin nesi belirsiz telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldayan birşeyler gibi Seviyorum seni Yaşıyoruz çok şükür der sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin sen ülkemin yaz geceleri gibisin saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında beni unutma ah! saklı gülüm sen hem zor hem güzelsin şiirlerimin ılıklığında açılmalısın sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi sen memleketim kadar güzelsin ve güzel kalBelki BenBelki ben o günden çok daha evvel, köprü başında sallanarak bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım. Belki ben o günden çok daha sonra , matruş çenemde ak bir sakalın izi sağ kalacağım… Ve ben o günden çok daha sonra sağ kalırsam eğer, şehrin meydan kenarlarında yaslanıp duvarlara son kavgadan benim gibi sağ kalan ihtiyarlara, bayram akşamlarında keman çalacağım… Etrafta mükemmel bir gecenin ışıklı kaldırımları Ve yeni şarkılar söyleyen yeni insanların adımları…Ben Sen OO, yalnız ağaran tanyerini görüyor ben, geceyi de Sen, yalnız geceyi görüyorsun, ben ağaran Senden Önce Ölmek İsterimBen senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. İyisi mi,beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin Fedakarlığımı anlıyorsun vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orada beraber yaşarız külümün içinde külün ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar… Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek. Toprağa beraber dalacağız. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak biri sen biri de ben. Ben daha ölümü düşünmüyorum. Ben daha bir çocuk doğuracağım Hayat taşıyor içimden. Kaynıyor kanım. Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok, ama sen de beraber. Ama ölüm de korkutmuyor beni. Yalnız pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze şeklini. Ben ölünceye kadar da Bu düzelir herhalde. Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde? İçimden bir şey belki yazımızda Nazım Hikmet şiirlerini derledik. Yorumlara şiirlerini okumak istediğiniz şairleri belirtebilirsiniz.
Dünyadaki bütün insanlar, biri dışında aynı fikirde ve o tek kişi karşı fikirde olsa, o tek kişinin iktidarı ele geçirip tüm insanları susturma hakkı ne kadar yoksa, tüm insanların o tek kişiyi susturma hakkı da aynı derecede yoktur.. John Stuart Mill Paylaş Aşağıda 1,500,000'dan fazla şiir başlıkları arasından "Mimoza" terimini içeren şiirler listelenmektedir. Mimoza ile ilgili şiirler "kayıt tarihine" göre listelenmektedir. Şiirlerin "Mimoza" ile ilgili alakalı olup olmadıkları sistem tarafından otomatik belirlenip içinde aradığından konu dışı bazı şiirler listelenebilir. Mimoza ile ilgili " 115 " şiir aşağıdadır.
Nazım Hikmet, Turgut Uyar, Edip Cansever başta olmak üzere Türk Edebiyatı’nın önemli şairlerinin çiçek alıntılı şiirlerini, Türk ressamların çiçek temalı tablolarıyla birlikte derledik. 1. Nazım Hikmet 1902 – 1963 – Mor Menekşe, Aç Dostlar ve Altın Gözlü Çocuk Pertev Boyar 1897 – 1981 – Natürmort EEEEEEEEEY… kızım, annem, karım, kardeşim sen başında güneşler esen altın gözlü çocuk, altın gözlü çocuğum benim; deli çığlıklar atıp avaz avaz burnumun dibinden gelip geçti de yaz, ben, bir demet mor menekşe olsun getiremedim sana! Ne haltedek, dostların karnı açtı kıydık menekşe parasına! 2. Edip Cansever 1928 – 1986 – Gül Kokuyorsun İbrahim Çallı 1882 – 1960 – Mavi Vazoda Güller Gül kokuyorsun bir de Amansız, acımasız kokuyorsun Gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun Dayanılmaz bir şey oluyorsun, biliyorsun Hırçın hırçın, pembe pembe Öfkeli öfkeli gül Gül kokuyorsun nefes nefese. 3. Yahya Kemal Beyatlı 1884 – 1958 – Bahçelerden Uzak Feyhaman Duran 1886 – 1970 – Natürmort İstemem artık ışık, rayiha, renk alemini, Koklamam yosma karanfille, güzel yasemini. Beni bir lahza müsait bulamaz idlale, Ne beyaz bakire zambak, ne ateşten lale. Beklemem fecrini leylaklar açan nisanın, Özlemem vaktini dağ dağ kızaran erguvanın. Her sabah başka bahar olsa da ben uslandım, Uğramam bahçelerin semtine gülden yandım. 4. Orhon Murat Arıburnu 1920 – 1989 – Laleli Ayetullah Sümer 1905 – 1979 – Laleler Lalelim Laleli’de oturur Laleli lale olur lalelimden. Laleli’den geçilir Lalelimden geçilmez! 5. Turgut Uyar 1927 – 1985 – Ne Değişir İbrahim Safi 1898 – 1983 – Natürmort ben kan diye başlamak isterim oysa gülün derdi başkadır lale bahardan yanadır çiğdem güneşten konu değişir hepsine pekala amma bilirim gülün derdi uydurma kıpkırmızı en çok yakışırken kendine onu değişir lale mayıs ayıdır mora turuncuya filan boyanır pek güvenmem yabancıdır bakarsın yönü değişir çiğdem cefaya katlanır alışmıştır kendi yeşiline haklıdır bakımsızdır yağmurun durmadan günü değişir hoş olsun bütün verdikleri aldıkları şu çiçeklerin gül susar çiğdem uyanır tüfek başlar konu değişir hep böyle süreceği sanılır bu gül hikayesinin hep böyle sürer gerçi amma bir gün sonu değişir 6. Özdemir İnce 1936 – – Abidin Dino’nun Çiçekleri I Abidin Dino 1913 – 1993 – Çiçek Nereye dokunsan binlerce çiçek toz pembesi, rüzgara karşı çiçek yüreğimizde çoğalan çiçekler, laleler Dağlarımızda açan. Tebeşir kokusu, silgi hışırtısı lalesinde sonsuz karatahtaların kanatlı çiçek, çiçek içinde çiçek Okul avlularında açan 7. Metin Altıok 1940 – 1993 – Ben Gül ve Zakkum Nazmi Ziya 1881 – 1937 – Beyaz Güller Yüreğimden çıktım yola; Gül de geldi, zakkum da, Peşimiz sıra acı, Ben, gülü, zakkumu Yol boyu kanata kanata Az gittik, uz gittik; Geldik bir başka yüreğin Nasırlı kıyılarına. Ben, gül ve zakkum Peşimizdeki arsız acıyla. 8. Behçet Aysan 1949 – 1993 – Bir Eflatun Menekşe Cihat Burak 1915 – 1994 – Natürmort Sevdalı bir menekşe tanırdım eflatun özgürlükte açan. başkasının sevinci onun da sevinciydi inci kolyelerle süslü boynuna hiç ölüm yakışmazdı ki. geceleyin, kuş uçar uyanır menekşe sanki kapısı çalan onunki. sevdalı menekşem hercai eflatunum üzgünüm seni ben soldurdum seni ben öldürdüm bir saksı yaparak yaşadıklarımızdan. 9. Hasan Hüseyin Korkmazgil 1927 – 1984 – Haziran’da Ölmek Zor Naci Kalmukoğlu 1898 – 1951 – Leylaklar sokaktayım gece leylak ve tomurcuk kokuyor yaralı bir şahin olmuş yüreğim uy anam anam haziranda ölmek zor! havada tüy havada kuş havada kuş soluğu kokusu hava leylak ve tomurcuk kokuyor ne anlar acılardan/güzel haziran ne anlar güzel bahar! kopuk bir kol sokakta çırpınıp durur 10. Cemal Süreya 1931 – 1990 – Bir Çiçek Nazlı Ecevit 1900 – 1985 – Natürmort Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde, Bir yanlışı düzeltircesine açmış; Gelmiş ta ağzımın kenarında Konuşur durur. Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda, Güverteleri uçtan uca orman; Aldım çiçeğimi şurama bastım, Bastım ki yalnızlığımmış. Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. 11. Melih Cevdet Anday 1915 – 2002 – Anı Naim Uludoğan 1911 – 2010 – Karanfilli Natürmort Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil bu anılacak şey değil Apansız geliyor aklıma Neredeyse gün doğacaktı Herkes gibi kalkacaktınız Belki daha uykunuz da vardı Geceniz geliyor aklıma Sevdiğim çiçek adları gibi Sevdiğim sokak adları gibi Bütün sevdiklerimin adları gibi Adınız geliyor aklıma 12. Oktay Rifat 1914 – 1988 – Saksılar Namık İsmail 1890 – 1935 – Saksıda Çiçekler Pencerede saksılarım var benim de Kurulmuş asma bahçem göğün maviliğinde Sanki neden sade yaz günleri taşır Bir demet çiçek gibi sevgilim Çiçekli bir şemsiye elinde Güzel şeyler düşünmeme rağmen Durmadan ağlamak geliyor içimden 13. Özdemir Asaf 1923 – 1981 – Çiçek Senfonisi Bedia Güleryüz 1908 – 1991 – Natürmort Çiçekler hep bekler gibidir, Oysa hiç beklemezler; Biri arılandırır, biri kuşlandırır. Biri rüzgarlandırır gönülleri, Biri kızdırır soğumuş külleri.. Biri de kendini kucaklandırır. Biri tek başına yürür yazgısında, Biri sepetlerde demet demet Ününü kaldırımlandırır. Biri vazolandırır kendini salonlarda, Biri kurur bir kitabın içinde, Biri de kafes arkasında saksılandırır. 14. Ahmet Haşim 1884 – 1933 – Karanfil Ali Avni Çelebi 1904 – 1993 – Karanfiller Yarin dudağından getirilmiş Bir katre alevdir bu karanfil, Ruhum acısından bunu bildi! Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer Kızgın kokusundan kelebekler, Gönlüm ona pervane kesildi… 15. Necati Cumalı 1921 – 2001 – Bir Gül Açıyorsa Mahmut Cuda 1904 – 1987 – Vazoda Güller Bir gül açıyorsa şimdi Türkiye’de Aşkla ümitle açıyor Adsız unutulmuş her bahçede Bir gül tomurcuklanıyorsa Sabaha karşı gecede Açmak için tomurcuklanıyor Aşkla ümitle Sevinçle yaşamak için tomurcuklanıyor Kaynak
Haberler > Nazım Hikmet Şiirleri ve Sözleri En Güzel Nazım Hikmet Ran Şiirleri! İyi ki Doğdun Nazım Hikmet’ - 1222 Ünlü şair Nazım Hikmet Ran, 120’inci doğum gününde anılıyor. Mavi Gözlü Dev lakabıyla tanınan Nazım Hikmet aşk sözleri ve şiirleriyle edebiyatımızın en üretken kalemleri arasında yer almaktadır. Herkes Gibisin, Yaşamak Güzel Şey, Ben Senden Önce Ölmek İsterim, Seni Düşünmek, Mavi Liman, Piraye İçin, Ceviz Ağacı gibi şiirleriyle meşhur olan ünlü şair, insanlık sözleri ile de adını duyurmaktadır. Bizde sizler için Mavi Gözlü Dev olarak anılan şairin kaleminden çıkan şiirleri ve sözleri derledik... Bugün şiirin büyük ustası Nâzım Hikmet Ran’ın doğumunun 120’nci yılı. Türk şiirinin en önemli isimleri arasında yer alan Nazım Hikmet şiirleri ve aşk sözleri ile edebiyatımızda iz bırakmıştır. Pek çok şiiri bestelenerek günümüze taşınan Nazım Hikmet Ran sözleri ve aşk şiirleri ile Türk şiirini şekillendiren temel taşlar arasına adını yazdırdı. Sosyal medya paylaşımı yapmak isteyenler ve sevgiliye söylenecek güzel söz arayışında olanlar, Nazım Hikmet sözleri ile şiirleri için araştırma yapıyor. İşte kısa, uzun, resimli, en anlamlı ve en güzel Nazım Hikmet şiirleri… Bence Şimdi Sen de Herkes Gibisin Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor Onlardan kalbime sevda geçmiyor Ben yordum ruhumu biraz da sen yor Çünkü bence şimdi herkes gibisin Yolunu beklerken daha dün gece Kaçıyorum bugün senden gizlice Kalbime baktım da işte iyice Anladım ki sen de herkes gibisin Büsbütün unuttum seni eminim Maziye karıştı şimdi yeminim Kalbimde senin için yok bile kinim Bence sen de şimdi herkes gibisin Ben Senden Önce Ölmek İsterim Ben senden önce ölmek isterim. Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun? Ben zannetmiyorum bunu. Iyisi mi,beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun. Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni gorebilesin Fedakarliğimi anlıyorsun vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için. Ve toz oluyorum yaşiyorum yanında senin. Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin. Ve orada beraber yaşarız külümün içinde külün ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar... Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize, atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek. Toprağa beraber dalacagız. Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse sapında muhakkak iki çiçek açacak biri sen biri de ben. Ben daha ölümü düşünmüyorum. Ben daha bir çocuk doğuracağım Hayat taşıyor içimden. Kaynıyor kanım. Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok, ama sen de beraber. Ama ölüm de korkutmuyor beni. Yalnız pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze şeklini. Ben ölünceye kadar da Bu düzelir herhalde. Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde? Içimden bir şey belki diyor. Sen ki, Her Yerde Hâzırı Nâzırımsın “Kitap okurum içinde sen varsın,şarkı dinlerim içinde ekmeğimi yerim karşımda sen oturursun,çalışırım karşımda ki, her yerde hâzırı seninle,duyamayız sesini birbirimizin sen benim sekiz yıldır dul karımsın...” Seni Düşünmek Seni düşünmek güzel şey,ümitli şey,dünyanın en güzel sesindenen güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...Fakat artık ümit yetmiyor bana,ben artık şarkı dinlemek değil,şarkı söylemek istiyorum... Seviyorum Seni Seviyorum seniekmeği tuza banıp yer gibiGeceleyin ateşler içinde uyanarakağzımı dayayıp musluğa su içer gibiAğır posta paketinineyin nesi belirsiztelaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibiSeviyorum senidenizi ilk defa uçakla geçer gibiİstanbul\'da yumuşacık kararırken ortalıkiçimde kımıldayan birşeyler gibiSeviyorum seniYaşıyoruz çok şükür der gibi. En Güzel Deniz En güzel denizhenüz gidilmemiş olanıdır,En güzel çocukhenüz güzel günlerimizhenüz yaşayamadıklarımız,Ve sana söylemek istediğim en güzel sözhenüz söylememiş olduğum sözdür... Ceviz Ağacı Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,budak budak, şerham şerham ihtiyar bir sen bunun farkındasın, ne polis bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı' suda balık gibi kıvıl ipek mendil gibi tiril tiril,koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını ellerimdir, tam yüz bin elim bin elle dokunurum sana, İstanbul' gözlerimdir, şaşarak bin gözle seyrederim seni, İstanbul' bin yürek gibi çarpar, çarpar bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı' sen bunun farkındasın, ne polis farkında. Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni Ne güzel şey hatırlamak seni ölüm ve zafer haberleri içinden,hapisteve yaşım kırkı geçmiş iken...Ne güzel şey hatırlamak seni bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elinve saçlarındavakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti...Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,güneşli bir rahatlıkve etin daveti kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir karanlık... Bir Ayrılış Hikayesi Erkek kadına dedi ki– Seni seviyorum,ama nasıl?avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıpparmaklarımı kanatarakkırasıya,çıldırasıya…Erkek kadına dedi ki– Seni seviyorum,ama nasıl?kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,yüzde yüz, yüzde bin beşyüzyüzde hudutsuz kere yüz…Kadın erkeğe dedi ki– Baktımdudağımla, yüreğimle, kafamla;severek, korkarak, eğilerek,dudağına, yüreğine, ne söylüyorsamkaranlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana…Ve artıkbiliyorumToprağınYüzü güneşli bir ana gibiEn son, en güzel çocuğunu emzirdiğini…Fakat neyleyimsaçlarım dolanmışölmekte olanın parmaklarınabaşımı kurtarmam kâbildeğil!Senyürümelisin,yeni doğan çocuğungözlerine bakarak…Senyürümelisin,beni bırakarak…Kadın kitap düştü yere…Kapandı bir pencere…AYRILDILAR.. Bu Haber de İlginizi Çekebilir 👇
mimoza çiçeği şiir nazım hikmet